Menüler kısmından ayarlayınız.

ŞİİR HAYATTIR

anadolusairleri.com
anadolusairleri.com
anadolusairleri.com
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play

anadolusairleri.com

Play
00:00 / 00:00
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
Play
previous arrow
next arrow
Shadow
Slider

ANADOLU AŞKTIR…..ANADOLU AŞIKLARI


NUTK-İ ŞERÎF
ve
ÎZÂHI

Çün sana gönlüm mübtelâ düşdü
Derd ü gam bana âşinâ düşdü

Hakk’a âşık olanlar, bin türlü derd ve belâya mübtelâ olurlar. Bunun için “Kurb-i sultân âteş-i sûzân denilmişdir”. Âşıklar bu derdlerden şikâyet etmezler zîrâ bu derd aslında onların dermânı ve devâsıdır…

Zühd ü takvâya yâr idim evvel
Aşk ile benden hep cüdâ düşdü

Âbidler ve zâhidler çokça ibâdet eder ve helal-haram husûslarında kılı kırk yararlar belki ama bunu cehennem korkusu ve cennet arzusu ile yaparlar. Sôfiyye katında ise böyle ibâdet makbûle değildir. Aşka mübtelâ olanlar ne cennete rağbet eder, ne cehennemden korkar, onların tek derdi sevdiklerine kavuşmakdır.

Vâiz ider gel aşkı terk eyle
Nideyim sabrım bî‐vefâ düşdü

Âşıkların bu hâlini bilmeyen zâhir ehli onları kınarlar. Bu gibiler Allah’a âşık olunamayacağını iddiâ eder, akılları sıra dervîşleri irşâd etmeye çalışırlar.

Nice terk etsin aşkı şol âşık
Ana karşı sen mehlikâ düşdü

Âşık olunan zât Allah sübhânehû ve teâla olunca âşıklar hiç aşklarından vaz geçer mi?

Vechini görsem dağılır aklım
Zülfün ona çün muktedâ düşdü

Hakk’ın tecelliyâtı âşığın aklını başından alır, onu mest ü hayrân eder. Bu tecelliyât da zikrullah ile olur. Zikrullah Hakk’ın isimlerini zikretmek şeklinde olabileceği gibi O’nun eşyâ üzerindeki tecellîyâtını müşâhede şeklinde de olur.

Kim seni buldu kendi yok oldu
Vaslına ey dost cân bahâ düşdü

Allah’a vâsıl olmak için yok olmak gerekir. Buna fenâ makâmı denir. İnsan her şeyinden geçmedikçe Hakk’a vuslat edemez.

Aşka uşşâkın da’vet etmişsin
Cân kulağına ol sadâ düşdü

Âşıkların aşkına sebeb Cenâb-ı Hakk’ın sevdikleri kullarını kendisine da’vet etmesidir ki bu da’veti ancak cân kulağı duyabilir.

Bu Niyâzî’nin hiç vücûdunda
Zerre komadı hep bekâ düşdü

Aşka mübtelâ olup, Hakk’a vâsıl olanlar, katrenin ummâna erişmesi gibi, kendileri yok olur yani fenâ mertebesine ererler. Bununla da kalmaz, Hakk’la berâber olur, bekâbillah mertebesine erişirler…

Niyâzî Mısrî
Kuddise Sırruh

 

 

Çarşambayı perşembeyi unuttum
Bayram olmuş seyran olmuş banane
Üç yüz altmış beş gün hep oruç tuttum
Bayram olmuş seyran olmuş banane.

Ben ki bu ülkenin yaslı kuluyum
Ben ki kırık sazın paslı teliyim
Ben ki içi dışı keder doluyum
Bayram olmuş seyran olmuş banane.

Ben ki sarayıma halı döşemem
Ben ki memur değil tatil yaşamam
Ben ki diskotekte içip doşamam
Bayram olmuş seyran olmuş banane.

Ben ki Reyhaniyim öter susamam
Rüzgar olup yar eline esemem
Ben ki hacı değil kurban kesemem
Bayram olmuş seyran olmuş banane.
Aşık REYHANİ

1932 senesinde Erzurum vilayetinin,
Hasankale ilçesinin, Alvar köyünde
doğan Aşık Reyhani, 10 Aralık 2006
tarihinde Bursa vilayetinde Hakk’ın
rahmetine kavuşmuştur.
Asıl ismi “Yaşar Yılmaz”dır. Babası
İran’dan Kars’a, oradan da Erzurum’a
göçmüştür.Aşıklık ananesinin öncülerinden olan
ve son asrın büyük ozanları arasında
gösterilen Aşık Reyhani’nin küçüklüğü,
civar köylere gitmek dışında,
köyünde geçti.
Okula gitmedi, lakin okuma yazmayı
öğrendi. İlerleyen zamanlarda okulu
dışarıdan bitirip, diplomasına kavuştu.

Köyüne gidip gelen ozanlardan etkilendi,
aşıkları dinledi, edindiği kitapları
okudu ve halk hikayelerini öğrendi.
On sekiz yaşından sonra şiir yazmaya
başladı ve aşıklığını elde etti.

Kaçırdığı kızla, geçimsizlikten dolayı
birkaç ay evli kalabildi.
İçine dert düşen Reyhani, bu zamanlarda
“Dertli” mahlasını şiirlerine ekledi.
Fakat uzun süre kullanmadığı bu mahlas,
Bayburtlu Aşık Hicrani’nin kendisine
“Reyhani” mahlasını vermesiyle son buldu.

 

 

Gınamayın Beni Sevgili dostlar
Gayet uzun yoldan geldim yorgunum
Dünyaya bir defa gelip gitmedim
Kaç bin kere doğdum öldüm yorgunum

Nuha gemi oldum Davut’a demir
Süleymana ifrit Belkısa emir
İlyasa at oldum Hızıra ömür
Her müşkile kanat çaldım yorgunum

Salihe deveydim Lokmana dermen
İsaya asaydım Musaya lisan
Zulkarney’ne boynuz Üzeyr’e yorgan
Tam kırksene mezar oldum yorgunum
REYHANİ

 

 

 

Öz canımdan çok sevdiğim Erzurum
Çaresiz dişimi sıktım gidirem
Gafillerden darbe yedi gururum
Kaderime boyun büktüm gidirem

Selam olsun ecdâd ile ebâya
Abdurrahman Gazi, Habip Baba’ya
Tuz ektiler çalıştığım çabaya
Emeğimi suya kattım gidirem

Kırılmış sazımı astım tavana
Çevirdim yönümü döndüm divâna
Gurbet kelepçedir yurdu sevene
Bilerek koluma taktım gidirem

Palandökenlerin sisli dumanı
Engininde bulamadım gümanı
Ezanlar okundu seher zamanı
Üç kez geri döndüm baktım gidirem

Benim canım feda bin cana
Bin can az gelirse ikibin cana
Kırk sene gözyaşı döktüm fincana
Kattım Karasu’ya aktım gidirem

Yel devirsin sebeplerin kökünü
Sırtıma verdiler sitem yükünü
Kırk senedir beklediğim ekini
Harmana dökmeden yaktım gidirem

Alnımız apaçık yüzüm karasız
Buna rağmen bırakmadılar yarasız
Tambura köyünden Emrah çaresiz
Ben de Erzurum’dan çektim gidirem

Reyhani’yim derdim gamım dinmedi
İftira darbesi cana sinmedi
Zeynel, Horasan’a gitti dönmedi
Bu da benim karabahtım gidirem.


USANDIM

.
.
SEFİL BAYKUŞ
.
.
AYRILIK
.
.
DERDİNİ DERTSİZE AÇMA.
YORGUNUM
.
.
.
.

 

.

 

Vücudum sızlıyor her yanım yara
Bulunmaz dermanım gel gör halimi
Hiç kimse ecele bulamaz çare
Yazılmış fermanını gel gör halimi

Hasretin işledi benim canıma
İliğime damarıma kanıma
Merhametin varsa uğra yanıma
Kalmadı zamanım gel gör halimi

Kader koyununa olmuşum çoban
Var mı benim gibi dertli gariban
Her yanım sızlıyor başvurmuş çıban
Döküldü hicranım gel gör halimi

Seni seven candan sadık yar idim
Gönlünün içinde tek bir var idim
Çiçeği açılmış bahçe bar idim
Kumdu gülşenim gel gör halimi

Haber verin yaranıma dostuma
Ey insafsız ne düşmüşsün kastıma
Felek ağır yükü verdi üstüme
Götürmez kervanım gel gör halimi

Çobanoğlu ömrüm taşı döküldü
Gönül tarlasına hasret ekildi
Zalim gurbet elde belim büküldü
Hasretim vatanım gel gör halimi
Aşık Murat Çobanoğlu

 
 


Bir ismin var yalan dünya
Haramiler kol kol olsun
Etsin seni talan dünya

Yaş ağaçları kuruttun
Bunca canları çürüttün
Eline geçeni yuttun
Dev ejderha yılan dünya

Daimi konan göçüyor
Bahar geldi gül açıyor
Çirkin güzelden kaçıyor
Kargalara kalan dünya

Söz/Müzik: Aşık Daimi
Yöre: Erzincan/Tercan/Karahüseyin

 

 

 

Karlı dağlar kara bulut içinde
Yaylası hüzünlü yöresi bir hoş
Sevdalı yolcular umut içinde
Hayalın düğünü töresi bir hoş

Han sarhoş hancı sarhoş
Yolda yabancı sarhoş
El çek tabip kalbimden
İçimdeki sancı sarhoş

Mahzuni yıldızım aylar içinde
Bağlamışım zülfü yaylar içinde
Yüzemez yunuslar çaylar içinde
Deniz vurgununun yaresi bir hoş

Han sarhoş hancı sarhoş
Yolda yabancı sarhoş
El çek tabip kalbimden
İçimdeki sancı sarhoş

Aşık Mahsuni Şerif

 
Aşık Mahzuni Şerif ya da gerçek adıyla
Şerif Cırık Kahramanmaraşlı Türk halk
ozanıdır.
1940 yılında Kahramanmaraş’ın Afşin
ilçesinde doğan Şerif Cırık, medresede
eğitim aldığı için eski Türkçe’ye
hakimdir. Astsubay okuluna giden Cırık,
1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik
Okulu’ndan mezun olur.

Halk edebiyatına gönül veren şair, 1961
yılından itibaren onlarca esere ve plağa
imza atar.
1962 yılından 1988 yılına kadar zorlu
bir hayat yaşayan Aşık Mahzuni Şerif,
hayatının bu yıllarını siyasi sorunlar,
mahkemeler ve bazı saldırılarla geçirir.

1989 yılında Genel Başkanlık görevine
geldiği Halk Ozanları Derneği’nde 1991’e
kadar görev yapar. 1998′ kadar eser
vermeye devam eden ozan, 58 kaset yapmıştır
ve bu sayede Halk Ozanları Derneği
tarafından ‘dünyanın yaşayan
üç büyük ozanı’ içerisinde ilk sırada anılır.

 

 


İster ihtiyar ol ister nevcivan
Bu dünyada bâkî kalan öğünsün
Meraksız fikirsiz gamsız her zaman
Her zaman şâd olup gülen öğünsün

Müddet ki Hazret-i Ademden beri
Okunmaz defteri bilinmez sırrı
Bu dünyadan gitti nice bin biri
Ahretten dünyaya gelen öğünsün

Sefil Şenlik der ki bu dünya fâni
İskender Ürüstem Süleyman hani
Ecel pazarından kurtaran canı
Azrailden mühlet alan öğünsün

Çıldırlı Aşık Şenlik


Dedim: Gamını çekiyorum…
Dedi: Gamın geçer.

Dedim: Ay ol, doğ bana…
Dedi: Dur bakalım.

Dedim: Şefkatlilerden vefa nedir, öğren.
Dedi: Güzellerde vefa olur nadiren.

Dedim: Gözlerimi hayaline kapadım.
Dedi: Hırsızdır, başka yoldan gelir.

Dedim: Zülüflerin kokusu etti beni derbeder.
Dedi: Bir bilsen, o sana rehber olur gelir.

Dedim: Seher yelinin havası ne hoş!
Dedi: Sevgiliden gelen meltem ne hoş!

Dedim: Tatlı dudağının arzusu öldürdü beni.
Dedi: Sen kul ol hele, o kulunu gözetir gelir.

Dedim: Merhametli gönlünde barış niyeti ne zaman?
Dedi: Kimseye söyleme sen; nasıl olsa vakti gelir.

Dedim: Gördün mü, eğlence vakti geçti gitti?
Dedi: Sus Hafız, üzüntünün de sonu gelir!

Şiir: Hafız-ı Şirazi ks

Yorumlayan: Dildar Yaren

 

 

 

HAMDOLSUN


Hayli zaman oldu yâr yâr ayrı düşeli,
Dön gel kavuşalım dön gel Allah aşkına..
Hasretinle oldum hey yâr divane deli,
Dön gel kavuşalım dön gel Allah aşkına..
****
Dört mevsim boranda karda, kara kıştayım,
Eller al bağlamış hey yâr bense yastayım..
Hasretinle verem oldum, onmaz hastayım,
Dön gel kavuşalım dön gel Allah aşkına..
****
Merhamet kıl nolur, nolur çeşmim yaşına!
Zülüflerin yağlı urgan eyle başıma..
Baykuşlar tünedi hey yâr gönül köşküme,
Dön gel kavuşalım dön gel Allah aşkına..

Aşık Çağlari -Muammer Çalar
Güfte: Aşık Çağlari – Beste: Lütfi Peşket


Ömür denen sefil seyyah
Son demine yelken açtı
Fani imiş eyvah dünya
Bağrımda yaralar açtı

*Nakarat*
Geçti benden geçti benden
Gençlik uçup gitti elden
Şad olup devran sürmeden
Gençlik uçup gitti elden..
****
Neyleyim yarsız cihanı
Yıkılsın sarayı hanı
Nerde anam babam hani
Hep gelenler kondu göçtü

*Nakarat*
Geçti benden geçti benden
Gençlik uçup gitti elden
Şad olup devran sürmeden
Gençlik uçup gitti elden..
****
Yalınızım dağlar gibi
V,iran olmuş bağlar gibi
Kul Muammer Çalar gibi
Her can turap oldu geçti

*Nakarat*
Geçti benden geçti benden
Gençlik uçup gitti elden
Şad olup devran sürmeden
Gençlik uçup gitti elden..

 

 

 

 

Aşık Zülali Köyü (Suskap) Ardahan Posof

Özge Yar Sevdiğim

Özge yar sevdiğim kim dedi sana
Hiç inanma vallah billah yalandır
Çekeceksen sicim istemez boynum
İşte boynum at zülüfün dolandır

Gel bu halimizi duyurma nasa
Can kurban ederim suçum varısa
Bir hırka bir külah birde bir asa
Al canımı kapı kapı dilendir

Der Zülali beni yaman görürsün
Neden küstün neden uzak durursun
Nasıl gecem yüreğimden vurursun
Gözün cellat iki kaşın hilalidir

Aşık Zülali


AĞIR AĞIR

.
.
ANMA PROG.
.
.
.
.

 

.

 

Mecnunum Leyla'mı Gördüm
Bir Kerece Bakdı Geçti
Ne Sordu Ne De Söyledi
Kaşlarını Yıktı Geçti

Soramadım Bir Çift Sözü
Ay Mıydı Gün Müydü Yüzü
Sandım Ki Zühre Yıldızı
Şavkı Beni Yaktı Geçti

Ateşinden Duramadım
Ben Bu Sırra Eremedim
Seher Vakti Göremedim
Yıldız Gibi Aktı Geçti

Bilmem Hangi Burç Yıldızı
Bu Dertler Yareler Bizi
Gamze Okun Bazı Bazı
Yar Sineme Çaktı Geçti

İzzet-i Der Ne Hikmet İş
Uyur İken Gördüm Bir Düş
Zülüflerin Kement Etmiş
Yar Boynuma Taktı Geçti

Aşık Veysel Şatıroğlu

 


Ormanda büyüyen adam azgını	

Ormanda büyüyen adam azgını
Çarşıda pazarda seyran beğenmez
Medrese kaçkını softa bozgunu
Selam vermek için insan beğenmez

Alemi tan eder yanına varsan
Seni de yanıltır mesele sorsan
Bir cim bile çıkmaz karnını yarsan
Meclise gelir de erkân beğenmez

Her çeşit insandan birkaç eşi var
Mektepten kovulmuş günah işi var
Rabbi yesirde dört yanlışı var
Tahsil etmek için irfan beğenmez

Ellerin evinde çul fîraş olur
Burnu sümüklüdür gözü yaş olur
Bayramdan bayrama bir tıraş olur
Gider berbere de dükkân beğenmez

Dağlarda taşlarda dolaşan Yörük
İnsanlar içine çıkmayan hödük
Bir elife dili dönmeyen sürtük
Şehirde tecvitle Kuran beğenmez

Yayladan yaylaya konup göçer de
Arpayı buğdayı ekip biçer de
Mısır yaprağın kıyıp içer de
Tütünü bulunca duman beğenmez

Bir odası vardır gayet küçücek
Kendi aklı sıra keyf yetirecek
Bir çanağı yoktur ayran içecek
Kahveyi bulunca fincan beğenmez

Seyranî söyledi bu doğru sözü
Haddeden çekilmiş doğrudur özü
Şehre gelin gitse bir köylü kızı
Lal ü güher ister mercan beğenmez

Sene 1261
Bin iki yüz altmış bire tarih basınca
Pek ziyade oldu siklet bu sene
Eski âdet bitip devir dönünce
Kalktı insanlardan şefkât bu sene

Koymuşum havana bu garip seri
Sefa mı sunulur ah şimden geri
Ağnıya olursan derler gel beri
Fukaraya yoktur rağbet bu sene

Fukaranın hali Mevla’ya belli
Merhamet yok ağnıyada ezeli
Buğdayın bir mutu oldu yüzelli
Muhtekire düştü fırsat bu sene

Zengin artık kesmez oldu kurbanı
Kalmadı dünyanın rengi elvanı
Sultan Süleyman’a kalmadı fani
Bize Hak’tan oldu rahmet bu sene

İş böyle giderse kopacak fesat
Yaklaşmadı gitti şu vakt-i hasat
Sanatlar işlemez ortalık kesat
Boşadır çalışmak gayret bu sene

Bu Seyrani sahih sohbet eylesin
Naçar olan fukaralar neylesin
Rica niyaz edin halas eylesin
Mevlamız beladan millet bu sene

Âlem-i Ervahda Ruhlara Mevla

Âlem-i ervahda ruhlara Mevla
Ten mülkün vermedi ahd ü amansız
İkrar-ı ezelde duranlar hâlâ
Mü’min-i kâmildir seksiz gümansız

Cahilin rüyası hayra yorulmaz
Tecellinin cilvesinden sorulmaz
Eğri okla doğru nişan vurulmaz
Doğru ok atılmaz eğri kemansız

Bir içim su içmedin mi elimden
Duymadın mı bir nasihat dilimden
İkrar silahların çektin belimden
Canıma kastettin behey imansız

Kim gülü dikenden ayırıp seçer
Herkes amelinin mahsulün biçer
Gam yeme Seyranî bu gün de geçer
Yüce dağın başı olmaz dumansız

Âdem Tabiatlı Melek Sıfatlı

Âdem tabiatlı melek sıfatlı
Şah olursan sana geda bulunur
Her kim güler yüzlü ve dili tatlı
Olsa anda lütf-ı Huda bulunur

Pehlivanlık edüp nefsin yıkarsan
İmânın nurundan şem’in yakarsan
Musa gibi Tur-ı aşka çıkarsan
Sana gökten inen nida bulunur

“Kaalu bela” ikrarını güdersen
Anda olan borcu bunda ödersen
İsmail-veş canın teslim edersen
Sana gökten inen gıda bulunur

İkrar kapısında taşrada durdum
Seyranî sen andan ne haber duydun
Denizde mermer taş içinde kurdun
Ağzında yeşil ot gıda bulunur


Baksam Yüzüne Bende Olan Göz Tükenir Mi

Baksam yüzüne bende olan göz tükenir mi
Ya sende olan böyle güler yüz tükenir mi
Vasfınla senin dilde olan söz tükenir mi
Bir yılda bahar kış ile hiç yaz tükenir mi
Bir mah gibi bir gün gece gündüz tükenir mı
Âlemde ölüm var ise öksüz tükenir mi

Geçmiş deve vardır yük ile ince elekten
Lazım bir elek pak edici halkı kepekten
Her âdeme efdal diyemem gökte melekten
Mümtaz diyemem her meleği kadr-i felekten
Bir mah gibi bir gün gece gündüz tükenir m
Alemde ölüm var ise öksüz tükenir mi

Kör körlüğe razı olarak gözsüz olur mu
Gündüz gecesiz ya gece gündüzsüz olur mu
Hüsnünde solar fasl-ı bahar güzsüz olur mu
Bir mah gibi bir gün gece gündüz tükenir mi
Âlemde ölüm var ise öksüz tükenir mi

Rabbim bana ver bir dem-i devran-ı tecelli
Baykuş gibi kaldım yine zulmette temelli
Bu derd-i elimin ne ise çare-i halli
Âid sana Seyranî’ye ver nur-ı teselli
Bir mah gibi bir gün gece gündüz tükenir mi
Âlemde ölüm var ise öksüz tükenir mi

Seyrani


Allah’ın Emrine Mutiim Dersen

Allah’ın emrine mutiim dersen
Resûl’ün emrine itaat eyle
Helâl haram demez bulduğun yersen
Mü’minlik sözünden feragat eyle

Zahm-ı aşka gelip merhem sarmağa
Ferhâd olup bir gün bağrın yarmağa
Kudretin yoğise Beyt’e varmağa
Gönül Beytullah’tır ziyaret eyle

Kulun rızkın verir hazret-i Bâri
Açılan gülleri incitmez hârı
Kötülük değildir er kişi kârı
Kemlik edenlere inâyet eyle

Kalbini geniş tut sıkma Seyranî
Rıza-yi Bâri’den çıkma Seyranî
Gönül beytullahtır yıkma Seyranî
Elinden gelirse imâret eyle

Seyrani

 

Eski libas gibi aşıkın gönlü
Söküldükten sonra dikilmez imiş
Güzel sever isen gerdanı benli
Her güzelin kahrı çekilmez imiş

Bülbül daldan dala yapıyor sekiş
O sebepten gülle ediyor çekiş
Aşkın iğnesiyle dikilen dikiş
Kıyamete kadar sökülmez imiş

Sevdiğim değildin böylece ezel
Aşkının bağına düşürdün gazel
İbrişimden nazik saydığım güzel
Meğer pulat gibi bükülmez imiş

Seyrani’nin gözü gamla yas imiş
Benim derdim her dertlere baş imiş
Ben bağrımı toprak sandım, taş imiş
Meğer taşa tohum ekilmez imiş..

Asırda Acaip İşler Çoğaldı

Asırda acaip işler çoğaldı
Bilmem bu işleri kimler ediyor
Dünyayı hep rezil köpekler aldı
Gelen ümeraya karşı gidiyor

Biraz bahsedeyim ehl-i zamandan
Yahşiler aşağı düştü yamandan
Aralık itleri olmuş kumandan
Uyuz it kurtlara kumand-ediyor

Buğday unu beğenmiyor enikler
İplikten aşağı düştü ipekler
Hep sedire geçti itler köpekler
Hanedan ayakta hizmet ediyor

Koltuk kılı fark olmuyor sakaldan
Tüccarlar aşağı indi bakkaldan
Aslanlara çoban düşmüş çakaldan
Şimdi aslanları çakal güdüyor

İsimlerin tebdil etsem satılmaz
Cisimlerin tahvil etsem zat olmaz
Altın eğer vursan eşek at olmaz
Şimdi kişi bildiğine gidiyor

Şahinler yurdunu tuttu yarasa
Baklava yerine geçti pırasa
Şimdi rağbet deyyus ile terese
Zamane bunlara rağbet ediyor

Boy kürkünü beğenmiyor köçekler
Babasına akl öğretir çocuklar
Yumurtadan burnu çıkan cücükler
Horoz oldum diye cık cık ediyor

Küçükler büyüğe çorap giydirir
Tatlıyı insana acı yedirir
Seyranî zamane böyle dedirir
Şimdi kişi bildiğine gidiyor

Açıl Ey Gonca-i Bağ-ı Letafet

Açıl ey gonca-i bağ-ı letafet
Bülbülü zar eden sen değil misin
Meseldir arife tarif ne hacet
Beni naçar eden sen değil misin

Göz halkeden etmiş baktırmak için
Ağlatıp gözyaşı aktırmak için
Karanlıkta şem’e baktırmak için
Nurunu nâr eden sen değil misin

Seyranî maksudun çifte ben iken
İki beş yüz bir hesapta bin iken
Meydan-ı muhabbet arştan gen iken
Başıma dar eden sen değil misin.

Ağlıyor Gönlümüz Ey Melek Sıfat

Ağlıyor gönlümüz ey melek sıfat
Bizi gayri güldür ferahyap eyle
Cerrahın abından sun ab-ı hayat
Lütf u kereminden feyziyap eyle

Okur taliplerin aşk kitabından
Ver saki ruhlara sen şarabından
Lütf-ı miftahınla kendi babından
Âlemin matlubun feth-i bab eyle

Bir aşktır serptiğin layıklarına
Hararetler verme yanıklarına
Güler yüz gösterip âşıklarına
Aziz başın için bir cevap eyle

Seyranî seyreder sağ ve solların
Bab-ı vuslat için bekler yolların
Yeter ağlattığın güldür kulların
Gani dualarım müstecap eyle


Hak Yoluna Gidenlerin

Hak yoluna gidenlerin
Asa olsam ellerine
Er pir vasfın edenlerin
Kurban olsam dillerine

Torunuyuz bir dedenin
Tohumuyuz bir bedenin
Münkir ile ceng edenin
Silah olsam bellerine

Bir üstada olsam çırak
Bir olurdu yakın ırak
Kemiğimi yapsam tarak
Yâr zülfünün tellerine

Bir kâmilin yolun tutsam
Aşk oduna yanıp tütsem
Bülbül gibi feryat etsem
Muhabbetin güllerine

Vücudumu kavursalar
Yönüm yâre çevirseler
Harman gibi savursalar
Muhabbetin yellerine

Seyranî kaldır parmağın
Vaktidir Hakka durmağın
Deryaya akan ırmağın
Katre olsam sellerine

Seyrani

Dünya Olur Bir Gün Harab

Dünya olur bir gün harab
Ne bülbül kalır ne gurab
Rızka sebep olan türab
Gözlerine dolar bir gün

Kudret koçunu koyuna
Katmış seyreder oyuna
Ecel kolların boynuna
Habersizce dolar bir gün

Acı tatlı yenmez olur
Yalan gerçek denmez olur
Taş çarhıla dönmez olur
Hep kesilir sular bir gün

Çal Seyranî durma sazın
Hakka eyle sen niyazın
Sana secdesiz namazın
Kısmet olan kılar bir gün

Seyrani

HAYATI

ŞİİRLERİ-SAYFA 2

.

 


Sendeki güzellik ey hüsn-ü şikar
Ne adem ne alem ne cihanda var
Hüsn-ü cilasında açılan buse
Ne Yakup ne Yusuf ne Ken’an’da var

Kaşların fermandır gözlerin hakim
Şems ile kameri eylemiş mahkum
Sendeki adalet sendeki hüküm
Ne Davut ne oğlu Süleyman’da var

Zulmet geceleri kılarsın ruşen
Cemalin görenler olur perişan
Sendeki dilberlik sendeki nişan
Ne huri ne melek ne gılmanda var

O vechin ülkerdir gözlerin mahe
Kuşanmış mızrağın ol Nur Allah’a
Sendeki menemşe sendeki rayha
Ne bahçe ne bağban ne reyhanda var

Kirpiklerin oktur tutmuş alemi
Kaşların yazılmış kudret kalemi
Ey Hüsn-ü Celal’im methin tamamı
Ne Tevrat ne Zabur ne Kur’an’da var

Hicrani



Demek sen böyle salına salına bensiz gidiyorsun ey canımın canı.
Ey, dostlarının canına can katan,
Gül bahçesine böyle bensiz gitme istemem.

İstemem, ey gökkubbe, bensiz dönme
İstemem, ey ay, bensiz doğma.
İstemem, ey yeryüzü, bensiz durma
Bensiz geçme, ey zaman, istemem.

Sen benimle beraberken
Hem bu dünya güzel bana, hem o dünya güzel.
İstemem, bensiz kalma bu dünyada sen,
O dünyaya bensiz gitme, istemem.

İstemem, ey dizgin, bensiz at sürme.
İstemem, ey dil, bensiz okuma.
İstemem, ey göz, bensiz görme.
Bensiz uçup gitme, ey ruh, istemem.

Senin aydınlığındır aya ışığını veren geceleyin.
Ben bir geceyim, sen bir aysın madem,
Gökyüzünde bensiz gitme, istemem.

Gül sayesinde yanmaktan kurtulan dikene bak bir.
Sen gülsün, bense senin dikeninim madem,
Gül bahçesine bensiz gitme, istemem.

Senin gözün bende iken
Ben senin çevganın önündeyimdir.
Ne olur, öylece bak dur bana,
Bırakıp gitme beni, istemem.

O güzelle berabersen, sen ey neşe,
İstemem, sakın içme bensiz.
Hünkarın damına çıkarsan, ey bekçi,
Sakın bensiz çıkma, istemem

Bir şey yoksa bu yolda senden,
Bitik bu yola düş enlerin hali.
Ben senin izindeyim, ey izi görünmez dost,
Bensiz gitme, istemem.

Ne yazık bu yola bilmeden, rasgele girene!
Sen ey, gideceğim yolu bilen,
Sen ey yolumun ışığı, sen ey benim değneğim,
Bensiz gitme, istemem.

Onlar sadece aşk diyorlar sana,
Oysa aşk sultanı mısın sen benim.
Ey, hiç kimsenin düşüne sığmayan dost,
Bensiz gitme, istemem.
Mevlana Celaleddin Rumi

 

 

 

Ervah-ı ezelde levh-i kalemde,
Bu benim bahtımı kara yazdılar,
Gönül perişandır devri alemde,
Bir günümü yüz bin zara yazdılar
Bulmadım şadlığın iradesini,
Çekerim bu gamın ziyadesini,
Herkes dosta verdi ifadesini,
Bizimkini ülüzgara yazdılar
Aşk benimle eyler daim kıyl-ü kal,
Daha sabretmeye kalmadı mecal,
Derdim taksimdara kıldım arzuhal,
Dedi neylim bahtın kara yazdılar.
Gönül gülşeninde har oldu deyu,
Hasretlik cismimde var oldu deyu,
Sevdiğim, sevdiğin pir oldu deyu,
Erbabı garezler yare yazdılar.
Dünyayı sevenler veli değildir,
Canı terkedenler deli değildir,
İnsanoğlu gamdan hâli değildir,
Her birini bir efkara yazdılar.
Nedir bu sevdanın nihayetinde,
Yadlar gezer yarin vilayetinde,
Herkes diyarında muhabbetinde,
Bilmem bizi ne civara yazdılar.
Kadrimi bilmeze eyledim minnet,
Derdimi artıran görmesin cennet,
Sarraflar verdiler yare bin kıymet,
Benim kıymetimi nere yazdılar.
Döner mi kavlinden sıdk-ı sadıklar,
Dost ile dost olur bağrı yanıklar,
Aşk kaydına geçti bunca aşıklar,
Sümmâni’yi derkenara yazdılar.
Aşık Sümmani


Bugün Nazlı Yârdan Bir Haber Geldi

Bugün nazlı yârdan bir haber geldi
Durmasın yanıma gelesin demiş
Çoktan beri ateşine yanardım
Cüz’i bir ateşe yanasın demiş

Görünmez sılası dağları dalda
Başım yastıktadır gözlerim yolda
Der sevdiğim değirmende ne hâlda
Varıp bir hal hatır sorasın demiş

Ne sebep ihtiyar isyana battın
Sebep ne karşımda ter kana battın
Ahdinde durmadın taşları sattın
Sevdiceğim alıp gelesin demiş

Gündüz hayalimde gece düşümde
Felek kemend atmış gezer peşimde
Yâr nâme göndermiş omuz başında
Sümmân öz eliyle alasın demiş

 

 

 

 

Hakkın helal eyle ana.
Gurbet el göründü bana.
Bayramdan bayrama kına.
Yaktıkça hatırla beni.

Dünya iki kapı baca.
Gün geçtikçe eder koca.
Kuzu yaydığım yamaca.
Çıktıkça hatırla beni.

Erol Ergan darda darda.
Gurbet elde bir kenarda.
Ölürsem resmim duvarda.
Baktıkça hatırla beni.

ERGANİ

Aşık Erol Ergani (Erol Aydın),
Erzurum’un Şenkaya ilçesine bağlı
Bardız (Gaziler) bucağında 1954
yılında doğdu.
Ortaokul mezunu olan aşık evli
ve iki çocuk babasıdır.
Mahlasını Aşık Mustafa Nihani
vermiştir. Aşık makamlarını
bilen Ergani, halk hikayesi de
anlatmaktadır.
1975’den 1979’a kadar beş kaset
çıkarmış, şiirleri çeşitli gazete
ve dergilerde yayınlanmıştır.
Yurt içi ve yurt dışı festivallere
katılmış, yarışmalarda dereceler
almıştır.
.
.

.
.
.

 

 

 

 

SEFİL BAYKUŞ

Ölüm vardır şu dünyanın sonunda
Kırma gönülleri boşu boşuna
Kargayı kondurup gülün dalına
Yoldurma gülleri boşu boşuna

Mermer taşa yazacaklar adını
Kim götürmüş servetini malını
Eğer çalamazsan gönül sazını
Koparma telleri boşu boşuna

Sultan Süleymana kalmdaı dünya
Her gördüğün düşü görme hayıra
Meyvasız ağacı sallayıp durma
Kırma dalları boşu buşuna

Gülabi’ yem mezarımdır son durak
Ömür bağın viran döküyor yaprak
Bir gün sarar beni şu kara toprak
Dökme göz yaşını boşu buşuna
Sarar ise şu kara toprak
Bekleme yolumu boşu buşuna

Aşık Gülabi (1950) Türk Alevi halk ozanı.

Aşık Gülabi 1 Ocak 1950 yılında Çorum’un
Sungurlu ilçesinin Çayan köyünde doğdu.
Gerçek adı Gültekin olmakla birlikte 1960’lı
yıllarda aldığı Gülabi mahlası nedeniyle
Aşık Gülabi olarak bilinir.
Aşık Gülabi 15 yaşından sonra saz çalmaya
başlamıştır. Saz bilgi ve öğrenimi çocukluk
yıllarında Anadolu köylerinde yaygın olarak
yerel ozanların köy köy gezip köy odalarında
dinletiler verdiği döneme denk gelir.
Gülabi’de Çayan köyüne gelip köy odalarında
saz çalan aşıklara ilgi duymuş
ve saza başlamıştır.

Yapıtları

2002 – Ölümsüz Ozanlar Serisi 32001
– İnsanlık Mektebi2001 – Kalem Seni Kırarım
– 22000 – Kalem Seni Kırarım2000 – Dergah 21998
– Ali’yi Severiz Aleviyiz Biz – Dergah 41999
– Dergah 61999 – Gelin Canlar Bir Olalım
– Dergah 81999 – Yol Muhammed Alinindir
– Dergah 71999 – 12 İmam Aşkına – Dergah 91999
– Kızılbaş Ne Demek? – Degah 31999 – Medet1998
– Durdum Ali Darına – Dergah 51998
– Orjinal Kızıldere1998
– Gençliğimi Çaldı Yıllar1998 – Sivas
– Madımak1999 – Uyan Kardeş1998
– Yeter Felek1998 – Yıkılsın Gurbet
Durdum Ali Darına

 

 

 


Bugün bayram günü âlem eğlenir
Sen bizim yaylaya gel başın için
Dertliler oturmuş derdin söyleşir
Etme intizarı gül başın için

Hayran oldum bakakaldım yüzüne
Sürme değil rastık çekmiş gözüne
Hıçkırarak başım koysam dizine
Saçım okşa gönlüm al başın için

Davut Sulari’yem ahd-ı amanda
Bir yıldız doğmuştur devr-i zamanda
Seher bülbülüyem ulu divanda
Sen benim vekilim ol başın için

Aşık Davut Sulari