Menüler kısmından ayarlayınız.

Ahmet CEVAD

Ahmed Cevad şiirleriyle, yazılarıyla Türk dünyasında, Azerbaycan’da ve Türkiye’de hürriyetin ve kahramanlığın şairi olarak bilinir

Ünlü Azerbaycan şairi Ahmed Cevad Ahundzade, 5 Mayıs 1892 yılında Gence şehrinin Şemkir ilçesi, Seyfeli köyünde doğdu. Gence Ruhani Seminaryası’nı (1906-1912), Pedagoji Üniversitesi Tarih ve Filoloji Fakültesi’ni (1922-1927) bitirdi. Daha sonra Arapça ve Farsça eğitimi aldı. 1900 yılında sekiz yaşındayken Babası Muhammed Ali’yi kaybetti. Annesi Yahşi Hanım’ın himayesinde büyüdü. Çocukluğu ve gençliği ıstıraplar içinde geçen Ahmet Cevad 16 yaşında öğretmenliğe başladı, eğitim ve öğretim çabası 29 yıl sürdü. Ahmed Cevad, Azerbaycan Türklerinin ünlü şairlerinden Abdullah Şaik’le birlikte, Osmanlı Türklerinin derdini kendi derdi görerek, 1912 yılında İstanbul’da kurulan Kafkas Gönüller Cemiyeti’ne katıldı ve Balkan Savaşında cepheye gitti. Daha öğrenciyken şiirleri çevresinin ve öğretmenlerinin dikkatini çeken Ahmed Cevad, “Koşma” adlı ilk şiir kitabını 1916’da, “Dalga” adlı ikinci kitabını da 1919’da yayınladı. Ahmed Cevad, 1915’te Ermeni Taşnak çetelerinin katliamına uğrayan Kars-Erzurum yöresine yardım amacıyla düzenlenen “Kardaş Kömeği” faaliyetine aktif olarak katıldı, yaralı ve esir Türk askerlerini ziyaret ederek onların ihtiyaçlarını karşıladı.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında, işgal edilerek Batum’a bağlanan Artvin’de, Rize’de, Trabzon’da ve Erzurum’da bulundu.

Türk’ün derdini bir bilir
Ahmed Cevad, döneminde diğer aydınlar gibi, Türkiye’yi yakından takip etmiştir. Türkiye halkı ile Azerbaycan halkını bir görmüştür. “Şehidlere”, “Türk Ordusuna”, “Ey Asker”, “Çırpınırdı Karadeniz”, “Şehid Esir”, “Ben Bulmuşam”, “İstanbul” şiirlerinde bütün Türklerin derdini bir bilmiştir. Bu şiirlerinde, Türkiye özlenen, beklenen bir sevgili, bütün Türklerin ordusu ve bazen de olağanüstü özellikleri olan bir kurtarıcı olarak yer alır. İstanbul’un işgali altında yazdığı şiirde, sadece Türkiye’nin değil, bütün Türklerin başkenti olarak gördüğü İstanbul’a ve dünyadaki bütün Türklerin kırılan ümitlerine göz yaşı döker. Ahmed Cevad, Türkiye’yle ilgili şiirlerinin bir bölümünde Türk ordusuna duyulan sevgi ve minnettarlık duygularını işler. 1920’de Azerbaycan’ın Rusya tarafından işgalinden sonra, Ahmed Cevad için zor ve sıkıntılı günler başlamıştır. Ahmed Cevad karşı devrimcilik gibi asılsız suçlamalarla tutuklanır ve askeri mahkeme kararıyla ölüm cezasına mahkûm edilir. 1937’de Sovyet yönetimi tarafından yargılanmadan kurşuna dizilir. 1955’de, Sovyetler Birliği Başsavcısı, Ahmed Cevad’a karşı ileri sürülen bütün suçlamaların asılsız olduğunu belirterek, ölümünden sonra beraat kararı verir. KGB baskısı altındaki ailesi de, ancak 1950’den sonra zindandan kurtulur.

Azerbaycan milli marşı da Ahmed Cevad’ın
Ahmed Cevad, Türkiye’de çok sevilen “Çırpınırdı Karadeniz” şiirinde; Çırpınırdı Karadeniz, Bakıp Türkün Bayrağına… Selam Türkün Bayrağına… Kurban Türk’ün bayrağına diyerek, Türkiye’yi bütün dünya Türklüğü için bir kurtarıcı olarak görmüştür. “Çırpınırdı Karadeniz”in müziği Azerbaycan’ın ünlü bestecisi Üzeyir Hacıbeyli’ye aittir. Bu şiiri Ahmed Cevad, 15 Kasım 1914’de Gence’de yazmıştır. Azerbaycan bayrağının rengini, millî marşının müziğini ve ritmini Azerbaycan’ın İstiklal şairi Ahmed Cevad Ahundzade’den almıştı.

Kaynak Yeniçağ: Çırpınırdı Karadeniz Bakıp Türk’ün Bayrağına

Çırpınırdı Karadeniz

Çırpınırdı Karadeniz,
Bakıp Türk’ün bayrağına!
“Ah!” deyirdin, hiç ölmezdim
Düşebilsem ayağına!
Ayrı düşmüş dost elinden,
Yıllar var ki çarpar sinen…
Vefalıdır geldi, giden,
Yol ver Türk’ün bayrağına.
İnciler dök, gel yoluna,
Sırmalar serp sağ soluna,
Fırtınalar dursun yana,
Selâm Türk’ün bayrağına!
“Hamidiye” o Türk kanı!
Hiçbirinin bitmez şanı!
“Kazbek” olsun ilk kurbanı,
Hayran Türk’ün bayrağına!
Dost elinden esen yeller,
Bana şiir, selâm söyler,
Olsun bizim bütün eller,
Kurban Türk’ün bayrağına!
Yol ver Türk’ün bayrağına.

Kaynak Yeniçağ: Çırpınırdı Karadeniz Bakıp Türk’ün Bayrağına

S U S M A R A M !

“Men bir gulam, yük altında ezilmişem, gardaşım,

Sevinç bilmez bir mahkumam, ahu-zardır sırdaşım.

Damga vurub, zencirleyib tullamışlar zindana,

Karlı-buzlu cehennemler mesken olmuşdur bana.

Mene dinme, sus deyirsen, ne vahtacan susacam,

Buhranların, hicranların, mahbesinde galacam?

Niye susum, konuşmayım, insanlıkda payım var,

Menim ana vatanımdır talan olan bu diyar.

Niye susum, konuşmayım, Türk yurdudur bu toprak,

Oğuzların, elhanların vatanında kimdir, bak!

Bu dünyada azadlığı şan şöhretten üstün tut,

Alçaklığı, yaltaklığı rezilliyi sen unut!

Nece susum, konuşmayım, men eyleyim heyanet?

Hanı sevgi, hanı vatan, de harda galdı millet?

Men bir gulam, yerim altun, suyum gümüş, özüm aç,

Atam mahkum, anam sail, elim her şeye möhtaç.

Men Türk evladıyam, derin aklım, zekam var,

Ne vahtacan çiynimizde gezecekdir yağılar?

Ne kadar ki, hakimlik var, mahkumluk var, ben varam,

Zülme garşı isyankaram, ezilsem de susmaram!”
demiştir.

Tarihi Şan ve şerefle dolu onurlu milletimiz ; büyük kültürümüze hizmet etmiş herkese minnet borçludur. Onları asla unutmamıştır ve unutmayacaktır.