Menüler kısmından ayarlayınız.

AŞIK SÜMMANİ

00:00 / 00:00
previous arrow
next arrow
Slider


BAZI ESERLERİNDEN SEÇTİKLERİMİZ:

Narmanlı Sümmani veya Aşık Sümmani. Sümmani’nin gerçek adı Hüseyin olup, babası Kasımoğulları’ndan Hasan’dır. 1861 yılında Erzurum ili, Narman ilçesi, Samikale Köyü’nde doğmuştur. Kendileri bu köye Kafkaslar’ dan gelmişlerdir. Babası köyde çobanlıkla geçimini sağlayan Kasımoğulları’ndan Hasan’dır. Sümmani (Hüseyin) 10-11 yaşlarına geldiğinde, babasıyla birlikte çobanlık yapmaya başladı. Hüseyin’in genellikle danalarını otlattığı yer Ablaktaş’tır. Bir cuma günü Sümmani tek başına ablaktaşı mevkiine gitti.

Babası ise Cuma namazını kılmak için köyde kalır. Ablaktaş’taki çeşmenin yanında hayvanlarını otlatmaya bırakır. O da namaz kılmaya niyetlenir. Daha önce babasıyla burada namaz kılarlarmış Namaz vaktini anlamak için de kendilerine bir taş tespit etmişler. Güneş taşa isabet ettiği zaman öğle vakti olduğunu anlarlarmış, O gün de babasıyla yaptığı gibi kendisine taşı nişan eder ve Güneş’e bakarken uykuya dalar.

Uykusunda, çeşmenin başında kırk yeşil güvercin görür. Güvercinler birden kaybolur ve karşısında üç derviş belirir. Dervişler Hüseyin’e abdest aldırırlar ve birlikte namaza dururlar. Hatta bir dörtlüğünde der ki:

Vardım saf saf olup durmuş divana,
Ben de el bağlayıp geçtim bir yana,
Meylimi bağladım gari sübhana
O güzel Allah’ı gözler gözlerim…

Daha sonra Hüseyin’i ortalarına alırlar. Hüseyin bakar ki. dervişlerden birinin elinde bir tepsi ve içinde üç dolu bardak var. Derviş, bunları Hüseyin’ in önüne getirir ve

“Hüseyin, bu şerbetlerden bir tanesini iç bakalım” der

Hüseyin bardakların içindekileri şerbete benzetemez. Kendisini kandırdıklarını, ona içki içireceklerini sanar. Ne kadar zorlasalar da içmez Bunun üzerine birisi Hüseyin’in ellerini tutar. birisi de parmağını bardağa batırıp Hüseyin’in ağzına sürer. Tam bu esnada Hüseyin uykudan uyanıyor. Bakıyor ki, ne derviş var ne de şerbet. Fakat ağzında İnanılmaz bir lezzet hisseder.

Öylece bir daha uykuya dalar. Uykuda yine karşısına dervişler belirir. Tam eline bardağı alıp içmeye hazırlandığı esnada dervişler şôyle der;

-Oğul, buna aşk badesi derler. Sevdiğin kız aşkınadır. Kızın adı Gülperi’dir. Bedahşah kentinde Şah Abbas’ın kızıdır. Sen Onun. O da senindir. Birbirinize aşık maşuk’sunuz. Dervişlerden biri Gülperi’nin cemalini gösterir. Üç bardak Hüseyin’e. üç bardak ta Gülperi ‘ye verirler. Yeşil mürekkeple yazılı bir harf okuturlar.Bu üç elbette AŞK’dır. (Elif,Şın,Gaf)

Üç harf okuttular yeşil yapraktan
Okudum harfini noktasın tek tek…..

Hüseyin uykudan uyanır ki, ne Gülperi Han var ne de dervişler. Danaları da göremeyince köyün yolunu tutar. Köye varmaya yakın bir atlıyla karşılaşır,

Hüseyin, korkma oğlum, sen ereceğine erdin. Bundan sonra senin mahlasın Sümmani, dünyada kavuşmak senin için haram, der. Sümmani, anlam olarak “Sonuncu, sona ait” demektir.

Hüseyin köye varınca annesini,. babasını uyandırır. Babası da ertesi sabah. köylülere, çobanlığı bıraktıklarını söyler. Aradan otuz kırk gün geçer, günler geçtikçe aşkı da ziyadeleşir. Herkes. Onun hastalandığını, cin’e; peri’ye karıştığını sanır. O zamanlar sıra geceleri düzenlenirmiş. Bir akşam babasına yalvarır. gecelere katılmak İstediğini söyler. Babası da dayanamayıp götürür. Sıra Sümmani’ye gelince. Bazıları, O’nun çocuk olduğunu söyleyerek sırayı ona vermek istemezler. Ancak Sümmani bin bir ısrarla söze başlar;

 

Koşma bitince mecliste bulunanlar 11 yaşındaki bir çocuğun bu kabiliyetine çok şaşırır ancak bu durumu kimse çözemez.

Sümmani, kendi adıyla anılan “Sümmani Ağzı” türkü ağzının sahibidir.Şiirlerini daha çok hece ölçüsüyle yazmıştır. en çok bilinen şiirleri ise 11 hece ile yazdığı koşmalarıdır. Aruz ölçüsü ile de şiirler yazmıştır.Şiirlerinde genellikle tasavvuf,Aşk,nasihat,kahramanlık konularını işlemiştir. Hiciv yaptığı şiirler çok azdır.İlk atışmasını Erbabi ile yapmış olan şair daha sonraları Sezai,Şenlik,Mahiri,Nihani ve bir çok şair ile atışmalarda bulunmuştur. Bu atışmalar arasında en çok bilineni ve hala Erzurum ve Kars yöresinde dinlenen ezgiler ortaya çıkaran Aşık Şenlik ile yaptığı atışmasıdır.

Sümmani aynı zamanda Sümmani Ocağının da kurucusudur. Sümmani Ocağı, Sümmani’den sonra oğulları Şevki Çavuş (Aşık Mahtumi) ve Fahri Çavuş ve onların oğulları olan Âşık Hüseyin Sümmanioğlu ve Âşık Nusret Toruni ve de bu şairlerin yetiştirdiği onlarca Şairi Türkiye’ye kazandırmıştır.

Sümmani 1915 yılında Birinci Cihan Harbinin ortalarında 54 yaşında hakkın rahmetine kavuşmuştur. 2000 yılına kadar Sümmani, köy mezarlığında mütevazi bir kabirde yatmaktaydı. Ancak daha sonraları yapılan çalışmalar ile Köy mezarlığına bir türbe yapılmıştır. Bu türbede ebedi istirahatine devam etmektedir.

Bazı Eserleri   1-Çoktan Beri Terk-i Vatan Olmuşam-Usandım
 Demiş

Bugün nazlı yârdan bir haber geldi.
Durmasın peşime gelesin demiş
Çoktan beri ateşine yanardım
Cuz‟ i bir ateşe yanasın demiş

Görünmez sılası dağları dalda
Başım yastıkdadır gözlerim yolda
Der sevdiğim değirmende ne halda
Varıp bir hal hatır sorasın demiş

Ne sebep ihtiyar isyana kattın
Sebep ne karşımda ter kana battın
Ahdinde durmadın taşları sattın
Sevdiceğim alıp gelesin demiş

Gündüz hayalimde gece düşümde
Felek kemend atmış gezer peşimde
Yâr nâme göndermiş omuz başında
Sümmân öz eliyle alasın demiş..

Aşık Sümmani

DEPREM DESTANI
Kaza-i Tortum’da oldu vukuat
Gören gözler düştü ah ü figana
Bin üç yüz dokuzda ettik rivayet
Bunu destan edip saldık her yanaBu gama müşterek ölüler sağlar
Görenler ah edüp yürekten ağlar
Sarsıldı dereler söküldü bağlar
Her taraf boğuldu toza dumanaBudur son alamet bozuldu devran
Biçare Sümmanî eylesin figan
Tahammül yok kaza buna bir destan
Bir eser bıraka cümle cihana

Yazdılar (Ervah-ı Ezelde)

Ervah-ı ezelde levh-i kalemde
Bu benim bahtımı kara yazdılar
Bilirim güldürmez devri alemde
Bir günümü yüz bin zara yazdılar

Bulmadık şadlığın iradesini
Çekerim bu gamın ziyadesini
Herkes dosta verdi ifadesini
Bizimkini rüzigara yazdılar

Aşk benimle eyler daim kıl ü kal
Daha sabretmeye kalmadı mecal
Derdim taksimdara kıldım arzuhal
Dedi ki öz bahtın kara yazdılar

Gönül gülşenimde har oldu deyi
Hasretlik cismimde var oldu deyi
Sevdiğim sevdiğin pir oldu deyi
Erbabı garezler yare yazdılar

Dünyayı sevenler veli değildir
Canı terkedenler deli değildir
İnsanoğlu gamdan hali değildir
Her birini bir efkâra yazdılar

Nedir bu sevdanın nihayetinde
Yadlar gezer yarin vilayetinde
Herkes diyarında muhabbetinde
Bilmem bizi ne civara yazdılar

Kadrimi bilmeze eyledim minnet
Derdimi artıran görmesin cennet
Sarraflar verdiler yari bin kıymet
Benim kıymetimi nere yazdılar

Döner mi kavlinden sıdkı sadıklar
Dost ile dost olur bağrı yanıklar
Aşk kaydına geçti bunca aşıklar
Sümmani’yi derkenara yazdılar

Âlemi celbeder emr-i irade

Âlemi celbeder emr-i irade
Eğleşmek olmuyor yaran elveda
Redî gama düştüm hadden ziyade
Yâr-ı garım sadık ihvan elveda

Zamanı âhire uğradı müddet
Kesildi ben için ol istirahat
Atar yandan yana dâne-i kısmet
Bezl-i can ettiğim mekân elveda

Adalette kadim gördüm Faruk’u
İkrarından evvel gördüm Sıddık’ı
Gönül talep eder hak ve hukuku
Sagîr kebir sabi sibyan elveda

Bir ben değil bütün âlem pür savaş
Kûtb-i ilâhiden Şem’a bu ateş
Hasılı akraba kavim ve kardeş
Gönül ayrı düştü yâren elveda

Arzum da kârım da ağyara karşı
Yolunda vermişim ten ile başı
Emanet silahın toprağı taşı
Hasılı vesselam her yan elveda

Sümmani gönlümün âlemde âhı
Hıfz eyle yanında Kadir ilâhı
Açıldı biz için hasretlik râhı
Gönlümde sevdiğim sır can elveda..

Bâdesiz sarhoş olmuşsun

Bâdesiz sarhoş olmuşsun
Sen hangi sevdadan gönül
Ya kime meftun olmuşsun
Haber ver künyeden gönül

Sen sana sahip danesin
Adam ol gül-i rânasın
Şahinsin sedef danesin
Doğanda anadan gönül

Gezer misin sahraları
Arar mısın Leylâ yâri
Özünde bul bir şikârı
Çekil bu sevdadan gönül

Adam olsan baht ulusun
Yâr olsan yârin gülüsün
Hangi bağın bülbülüsün
Haber ver sabâdan gönül

Teslim ol her emre inan
Hal ehlin rengine boyan
Elverir hayadan uyan
Şu fi’li fenadan gönül

Gezme dünyada beyvâna
Çalış eresin nişana
Yüzünü döndür Rahman’a
Ayrılma rızadan gönül

Memnun et sultanı hanı
Hoşnut et Gevher Kân’ı
Ara bu ezel mekânı
Sefer et dünyadan gönül

Derviş ol taşı teberi
Dolanma böyle serseri
Kaçır sen âdû ekberi
Tendeki haneden gönül

Ara Sümmani bir kârı
Dolanma ağyar diyarı
Özünde bul bu şikârı
Yâd etme sineden gönül.

Ey Gönül Devri Alemde Şiiri

Ey gönül devr-i âlemde çektiğin davâ nedir
Seni böyle derde salan bu nefs-i havâ nedir
Bir gün olur güneş batar gül solar bülbül gider
Bu meşekkat bahçesinden aldığın meyve nedir

Hocalar kitabın açar başın Bismillâh ile
Mü? minler ikrâra gelir Amentu Billâh ile
Mecnûn da dağlara çıkar murâdı Allâh ile
Hiç ona soran oldu mu arada Leylâ nedir

Ey Sümmâni ne çekersin sonu gelmeyen âhı
Vücût bir saraya benzer akıldır padişâhı
Ömür bir gece misâli ölüm onun sabâhı
Aç gözün gafletten uyan gördüğün rüyâ nedir

****

Uyandım gafletten oldum perişan
Bir nur doğdu alemler oldu ürüşan
Selam verdi geldi üç-beş dervişan
Lisanları bir hoş sedasın tek tek

Lisanları bir hoş eyler avazı
Onlarda mevcuttur ilm-ü el fazı
Dediler: Vaktidir kılak namazı
Aldılar abdestin edasın tek tek

Aldılar abdesti uyandım habran
Aslımız yapılmış hak ü turabtan
Üç harf okuttular yeşil yapraktan
Okudum harfini noktasın tek tek

Okudum harfini zihnim bu! andı
Yalelerim göz göz oldu sulandı
Baktım çar etrafa kadeh dolandı
Nuş ettim kırkların mahlesin tek tek

Nuş ettim badesin gördüm rengini
Tam on sekiz saat sürdüm cengini
Yar yüzünde saydım üç beş bengini
Halhalın altında hırdasın tek tek

Dediler: Sümmani gel etme meram
Adamı çürütür dert ile verem
Sen içün dünyada kavuşmak haram
Hüdam böyle salmış kalemin tek tek

 

(Gel) gönül elinle sana eylim nasihat

(Gel) gönül elinle sana eylim nasihat
Bu fâni dünyadan kalk yavaş yavaş
Cehdet ki doğru yola gidesin
Canını Cennet’e sal yavaş yavaş

Kara toprak için bizim zâtımız
Geçen ululara yeter hepimiz
Bir gün olur gelir cansız atımız
Tebdil tedarikin gör yavaş yavaş

Bir âşık da vatanını satanda
Garip bülbül dost bağında ötende
Hak’tan nida gelip vâdem yetende
Azrail canımı al yavaş yavaş

Der Sümmani tamam oldu muhabbet
Biz varalım siz olasız selâmet
Kalktı bu karyeden çekildi kısmet
Göründü gözüme yol yavaş yavaş.

Acep hiç mi bahar görmez

Acep hiç mi bahar görmez
Toprağı bizim bağların
Uyanmaz asla göğermez
Yaprağı bizim bağların

Her mâhta gelse bir bahar
Ne saatında gül-i zâr
Ne gül var ne bülbül ne har
Otağı bizim bağların

El bağında açılmış gül
Gülünde ötüyor bülbül
Baş göstermiş bir tek sümbül
Gam dağı bizim bağların

Cümle bağlar olmuş düzen
Bahçıvan sen bağda bezen
Büsbütün harami gezen
Yığnağı bizim bağların

Sümmani berdardan gelir
Ne gelse Settâr’dan gelir
Âb u zehri mardan gelir
Pilağı bizim bağların.

Açıldı ihya meydanı

Açıldı ihya meydanı
Gelene essalâ bu gün
Bezl-i vücut için cana
Salana essalâ bu gün

Eğer ervah eğer kalam
Eğer salat eğer selâm
Açıldı sancağı âlem
Alana esselâ bugün

Hakikat ilminin ihyası
Tecelli lûtfun kimyası
Bu bahre süren kavrası
Dalana esselâ bu gün

Kimi mahzun kimi memnun
Kimi mahrum kimi mahzun
Bu demde cura-i kanun
Çalana esselâ bu gün

Bu demdedir sahip huruç
Sümmâniyi olmasın pûç
Âdû ekberin kılıç
Çalana esselâ bu gün.

Akıl ermez şu feleğin işine

Akıl ermez şu feleğin işine
Kimi zevk-i sefa ziynet bulamaz
Kimisi düşmüştür mal telaşına
Kiminin malı çok rahat bulamaz

Kimisi okumuş kimisi yazmış
Kimi marifetli cevaplar düzmüş
Kimisi şekerli taamdan bezmiş
Kimisi bir parça nimet bulamaz

Kimisi dokumuş kimisi satmış
Kimisi anlamış zihnine yatmış
Kiminin yılkısı dağları tutmuş
Kimisi binmeye bir at bulamaz

Sümmani yanmıştır firkate nâra
Sevda onu koymaz çıksın kenara
Ona derler niçin gitmezsin yâre
Hiç demezler Hak’tan ruhsat bulamaz.

 

 

 

.

 

 

 

.

.