Menüler kısmından ayarlayınız.

AŞIK ZÜLALİ(1873-1956)

Özge Yar Sevdiğim

Özge yar sevdiğim kim dedi sana
Hiç inanma vallah billah yalandır
Çekeceksen sicim istemez boynum
İşte boynum at zülüfün dolandır

Gel bu halimizi duyurma nasa
Can kurban ederim suçum varısa
Bir hırka bir külah birde bir asa
Al canımı kapı kapı dilendir

Der Zülali beni yaman görürsün
Neden küstün neden uzak durursun
Nasıl gecem yüreğimden vurursun
Gözün cellat iki kaşın hilalidir

Aşık Zülali

ÖĞÜT


Üstadından öğüt istersen gönül
Var otur yanında kal ağır ağır
Herkesin ağzından akmaz şeker bal
Düşünde edebin al ağır ağır

Bakarsın yok iken var olduk neden
Vücut yavaş yavaş tam olur beden
Çekirdek topraktan biten bir fidan
Büyüdükçe açar dal ağır ağır

Kimi gider bir namerde kul olur
Kimi fakirlikten yanar kül olur
Yağmur yağar damla damla göl olur
Kimi böyle yığar mal ağır ağır
Rüyamda Sultanı Gördüm

Bir Gece Yatarken…

Bir gece yatarken habu gafletten
Cem oldu başıma cihanı gördüm
Ta Ademden beri gelip geçenler
Gerek aşikare nihanı gördüm


O zaman karşımda gördüm ben piri
Semaya sar çekmiş yüzünün nuru
Hitap etti bana dedi bak beri
Ellerinde ayet kuran’ı gördüm


Dediler geliyor hatemen nebi
Açıldı yedi kat göklerin babı
Titredi yerlerin bunca mihrabı
Fahri kainatı sultanı gördüm


Zülali’yi yaktı bu aşkın közü
Dilimde zikrettim hakkı niyazı
Elim uzattım ki alayım sazı
Gözüm açtım tahtı viranı gördüm


Aşık Zülali



İşini Acele Eyleme

İşini acele eyleme hemen
Biraz sebreyle ki devrolsun zaman
Aleme bak sen de al elen keman
Elin arkasından çal ağır ağır

Kötü işten vazgeç kimse kınamaz
Terk et edavatı baktın yaramaz
Bakarsın bir kimse hasır bulamaz
Sonunda da giyer şal ağır ağır

Zülali perinden öğüt al bari
Başın aşağı tut bakma yukarı
Günde yüzbin çiçek döşüren arı
Kovanında yapar bal ağır ağır

Aşık Zülali
Bize ah ettirir diyar-ı gurbet
Gurbetten kurtulmak ne müşkül haldir
Ne kadar çeksem de hasretle mihnet
Vatanın hasreti şekerdir baldır

Doymadım sılada kaldı nazarım
Esen yeller ile mektup yazarım
Kendim gurbet elde vatan gezerim
Bilmem rüya mıdır yoksa hayaldir

Beni bu gurbette koydun ey felek
Eyvah öleceğim vatan diyerek
Vatan dökülmüş göklerden melek
Kimi yıldız kimi aydır hilaldir

Der Zülali oldum hasret kebabı
Vatana kavuştur aman yarabbi
Dağlardan dökülür cennet şarabı
Derelerden akan ab-ı zülaldir

Aşık Zülali

Bu Nasıl Zamandır

Bu nasıl zamandır bu nasıl dünya
Dağlar taşlar pus dumana sarılmış
Hani Mecnun Hani o güzel Leyla
Ferhat ölmüş Şirin’inden ayrılmış

Aşk ehli söylemez tutulmuş dili
Sarmaşıklar örtmüş lale sümbülü
Karga kuzgun almış kırmızı gülü
Bülbül ötmez goncasına darılmış

Viraneden gelir baykuşun dadı
Kalmamış cihanın neşesi şadı
Saki bade vermez tutmuş inadı
Masalar devrilmiş meyler alınmış

Zülali der viran olmuş gülistan
Bağı bahçesini terk etmiş bağban
Geçmiş zevk sefalar kalmamış devran
Gönül ağlar ehli demden ayrılmış

Aşık Zülali