Menüler kısmından ayarlayınız.

MEDİNE KONULU ŞİİRLER

BÜYÜK ŞAİRİMİZ YUSUF NABİ

Asıl adı Yusuf olan şair, onun “hiçlik-yokluk” anlamına gelen “Nâbi” mahlasını kullanarak, ki “Na” ve “Bi” kelimeleri Arapça ve Farsça’da “yok” anlamına gelmektedir,  varlık kapısına ulaşmak ve lütufla muamele görmek için insanın önce “yokluk” elbisesini giymesi gerektiğini ifade etmiş olmaktadır.

Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu
Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu

(Cenab-ı Hakk’ın nazargâhı ve O’nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’nın makamı ve beldesi olan bu yerde edebe riayetsizlikten sakın.)

Felekte mâh-i nev Bâbü’s-selâm’ın sîne-çâkidir
Bunun kandili Cevzâ matlâ-i nûr-i ziyâdır bu

(Gökyüzünde hilâl, O’nun selâm kapısının yüreği yaralı âşığıdır. Semadaki Cevza(ikizler burcu)nın nur ve ışık kaynağı O’dur )

Habîb-i kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette
Teveffuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâdır bu

(Burası, Allah (cc)’ın sevgilisinin ebedî istirahatgâhının, türbesinin bulunduğu yerdir ve fazilet bakımından Cenâb-ı Hakk’ın arşının bile üstündedir.)

Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı adem zâil
Amâdan açtı muvcûdat çeşmin tûtiyâdır bu

(Bu mübarek toprağın ziyasından yokluk karanlığı sona erdi. Varlık âlemi, körlük ve yokluktan gözünü onun sürmesiyle açtı.)

Mürâât-i edeb şartıyla gir Nabî bu dergâha
Metâf-i kudsiyândır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu

(Ey Nâbi, bu dergâha edep kurallarına uyarak gir. Zira; burası meleklerin etrafında pervane gibi döndüğü, peygamberlerin hürmetle öptüğü mübarek bir makamdır.)

Nabi, sözkonusu iltifata, Peygamber Efendimiz’e duyduğu muhabbetten ve gösterdiği edepten dolayı nâil olmuştur. Hz.Mevlânâ’ya göre “edep, insanın bedenindeki ruhtur, enbiyâ ve evliyânın göz ve gönül nurudur, şeytanın katilidir, insanla hayvanı birbirinden ayıran en önemli vasıftır.” Erzurumlu İbrahim Hakkı, “Edep bir tâc imiş nûr-i Hüdâdan / Giy ol tâcı, emin ol her belâdan.” dizelerinde ne kadar haklıdır. Allah ve Rasulü’ne yükselen merdivenin basamakları, ancak edeple çıkılır..

 

Hicret Etsem Beni De, Alır Mısın Medîne? ..

Ey! Münevver Medîne, Ey! Gönüller beldesi,
Ey! Devri cehâletin, mahkûmiyet belgesi.
Çınlıyor göklerinde, her an Muhammed sesi.
Gör ki; yine dünyada, zulümler var bu dîne,
Hicret etsem beni de, alır mısın MEDÎNE? ..

Susadım şefkatine, yine gönlümde serâb,
Sustu rahlede bülbül, bahçede güller harâb,
Dünyaya hükmediyor, yine zillet ve şarâb;
Gör ki; nice âlimler, nifak soktu bu dîne,
Hicret etsem beni de, alır mısın MEDÎNE? ..

Merhametin kendi yok, dillerde kaldı adı;
Yeryüzü bir toz duman, kim suçludur, kim kadı! .
Bunca mûsibetlerden, ibret alan kalmadı,
Hep iftirâ ediyor, ‘yedi düvel’ bu dîne,
Hicret etsem beni de, alır mısın MEDÎNE? ..

Bir yanda din tâciri, arkadan vurur beni,
Bir yanda zorbaların, hiç kızarmayan teni.
Elden ele geziyor, dinde reform bülteni;
Bilirim ki; bu cür’et, revâ değil bu dîne,
Hicret etsem beni de, alır mısın MEDÎNE? ..

Çöktü insan fıtratı, payandalar yetmiyor,
Ekranlarda çığlıklar, kulağımdan gitmiyor,
Soygun, talan, cinâyet, ‘çağdaşlıkla’ bitmiyor;
Nesiller küstürüldü, çağlar üstü bu dîne;
Hicret etsem beni de, alır mısın MEDÎNE? ..

Ey! Mübârek Medîne, Fahri Âlem beldesi,
Kardeşliğin, barışın, adâletin simgesi,
Çınlasın göklerinde, salât üs selâm sesi.
Ben ki; Kâlû Belâ’da, teslim oldum bu dîne,
O yemyeşil kubbene, beni de al MEDÎNE…

(1997)

Cengiz Numanoğlu

MEDİNE’DE

MEDİNE’DE (Mescidi Nebevide)

Günler ne çabuk geçti bir ay doldu Mekke’de
Veda tavafındayız, ayrılık var kaderde
Boyun bükük kalp mahzun, yürekler yaslı şimdi
El sallarken Kabe’ye, tüm gözler yaşlı idi

Mekke’ye girişimiz, bir akşam üzeriydi
Ayrılık saatı da aynı ana denk geldi
Oysa bizler memnunduk, hem Sen’den hem Beytinden
Hep Sen’i andık Rabbim, ayırma cennetinden

Ayrılık acısıyla kıvranırken ruhumuz
Ensar yurdu Medine, şimdi tek umudumuz
Resulullah özlemi ateş olmuş sinede
Bu yangının ateşi, söner mi Medine’de

Salavat-ı şerifler su olsu bu yangına
Binler ihlas okundu ve binlerce fatiha
İşte Medine şehri, Resulullah yurdu
Kalpler duracak gibi sineler kaynıyordu

Gözlerimiz aradı Mescid-i Nebeviyi
Dünya gözüyle gördük sanki o an Nebi’yi
Selatu selam sana, ey Rasul-u Kibriya
Binlerce selam sana ya Nebiyyil Mürteza

Selam ve salat sana, aline, ashabına
İzin ver ki ey Habib, yaklaşayım yanına
Gül kokusu hissetsin bu günahkar bedenim
Ümmetim desen yeter, canımdan vazgeçerim

Huzuru maneviye girerken tazim gerek
Gönüllere kazınmış ismini söyleyerek
Dua dua hıçkırık,şefaat istiyoruz
Ey kalplerin tabibi, bize imdat diyoruz

Vesile kılıyoruz, dostun Ebubekir’i
Araya koyuyoruz Hattapoğlu Ömer’i
Diyoruz ki Ey Resul, bu dostlar hatırına
Bize bir nazar lütfet, varalım makamına

Sen şefaat etmezsen, halimiz nice olur
Bu mücrim kıyamette yolunu nasıl bulur
Hangi yüzle varırız, Halık’ın huzuruna
Bu bizdendir; demezsen, bırakmazlar yanına

Sen ki ya Resulullah; ümmeti diyeceksin
Huzur-u İlahi’de bizi görmeyecesin
İnanamam ben buna, ey Şefial Müznibin
Herkesi kuşatacak, senin o engin sevgin

Mescid-i Nebevi’de hep bu türden yalvarış
Gözlerse dolu dolu ve yürekten ağlayış
Namazlar kılınırken şu cennet bahçesinde
Huzuru görüyorsun,ümmetin çehresinde.

Mihrabına yüz sürdük kokusu sindi diye,
Minberi selamladık belki hutbede diye,
Mihrap mahzun, hüzünlü minberin boynu bükük
Belli üzmüş onları, bu uzunca ayrılık

Diller suskun, yürekler konuşuyor burada
Boş konuşma olur mu, Ruh-u Nebi Ravza’da
Edep gerek mescidin manevi havasına
Böyle varılmak gerek kainat sultanına

Veda zamanı geldi bu mübarek Yere’de
Yüz binler hıçkırıyor her kafile bir yerde
Yasinler, fatihalar, tilavet-i Kur’anlar
Anlatılmaz bir hal bu, bunu yaşayan anlar

Vedalar hep böyledir konuşur kalpler gözler
Bir daha buluşmaya, verilir kesin sözler
Tüm eller göğüslerde, saygı ile dönülür
Buruk bir vedadır bu, bu ayrılık günüdür

Kalbe yer etmiştir aşk; Maşuk’tan ayrılırken
Hasret günleri başlar, vatana dönülürken
Ya Rabbi; hem sevgini hemi de Sevgili’ni
Kalbimize yerleştir, nasip et cennetini
AMİİİN

15.02.2008

Ali Yılmaz (Ferhadi)

Medine’m

Can Medinem
Ne Mutlu Görenlere,
Sana Yüzün Sürenlere,
Can Yoluna Koyanlara,
Selam Olsun Canmedine’m.

Sende Hasret Buram Buram,
Amber Kokar Her Bir Hurman,
Sen De Yatar Mülk’ü Sultan,
Selam Sana Can Medinem.

Derman, Çare Her Şey Sende,
Canlar Canı Can Sinende,
Canım Kurban Gül Türbene,
Selam Sana,
Selam Sana,Can Medinem
Mahir Toksoy

Mahir Toksoy

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

MEDİNE

 

Bu ağustosu ilk defa görüyorum,
Tanıdık mı tanıdık, aşina mı aşina,
Bir gece bu kadar mı sıcak olur ?
Ve bir gece bu kadar mı güzeldir ?
Bu geceyi ilk defa görüyorum,
Yorgunluğu unutmuş onlarca insan,
Hepsinin gözlerinde çocuksu bir merak, çocuksu bir huzur,
Bu hali ilk defa görüyorum,
Hangisine dokunsam sevinçten ağlayacak,
Bayramlık almış çocuklar gibi masum bir neşe,

Mesafeler kısaldıkça Medine yaklaşıyor,
Bu bir rüya mı Allah’ım ?
Bu ne güzel rüya Allah’ım,
Şafak sökünce Sevgili’nin yurdunda mı olacağız ?
Bu hiç beklenmedik bir yolculuk,
Beklenmedik bir davetle başlanan,
Ve beklenmedik bir kabul gerçekleşiyor sanki

Yıllar yılı hasret çek ama, o hasretin yükünü bir sonraki güne,
Başkaları gidince o vuslat düğününe, özlemle biriktir,
“Daha çok öte de” diyen hayal dünyana bırak,
Sonra uzan ve uyu, tam uykuya dalarken biri uyandırıp diyor ki:
“Vakit geldi, kalk bakalım, işte vuslat gecesi”
Bu vuslatı ilk defa yaşıyorum

Medine yolcuları toparlanıyor, vakit geldi işte,
İşte vaktin gayesi, gece gündüze dönüşürken,
Gecenin son, gündüzün ilk hediyesi,
Yemyeşil bir kubbe, Sevgili’nin yurdu Medine,

D.Ali ERZİNCANLI

MEDİNE’DE ZAMAN

Medine’de sаbаh bаşkаdır.
İnsаnlаr sevinçle uyаnırlаr,
Ezаn-ı Muhаmmedi yükselir.
Mescid-i Nebevi’den
Ve Medine sokаklаrı
Bаyrаm yerine döner.
Bir dede hаnımının elinden tutаrаk yürür.
Bir çocuk mescidin bаhçesinde koşаr özgürce
Sаbаhа kаdаr yeşil kubbeyi seyreden bir genc
Tebessüm ederek girer bаbus selаm kаpısındаn
Yeşil elbiseleriyle mescidde hizmet edenlere imrenir
Bir peygаmber аşığı…
Bir peygаmber аşığı Ümmet-i Muhаmmed’i koklаr
Gözlerini yumаrаk…
Bir kuş uçаr cennet bаhçesinin üstünden.
Bir tekbir yаyılır boşluğа.
Bir hаsret dillenir yüreklerde
Ve “Bir” olаnа ibаdet edilir.
Kimi rаvzа-i mutаhhаrа’dа kılаr nаmаzı
Kimi аshаb-ı suffenin yerinde
Şemsiyelerin аltındа sаf tutаr kimi
Kimi mescidin bаhçesinde.
Ve hıçkırıklаrlа secdeye kаpаnırlаr.
Sonrа otellere dönülür
Güneşin huzur veren ışıklаrıylа.
Yeni kаfileler girer medineye
Otellerin аrаsındаn yeşil kubbeyi аrаyаn gözler
Sаlаt-ü selаmlаrlа yıkаnır.
Kimi kаfileler
Cennetül Bаkî’dedir.
Kimisi Medine’yi dolаşır otobüslerle
Mihr Ali аbiden Uhud’u dinler.
Hz. Hаmzа’yı dinler.
Asr_ı Sааdeti yаşаr Peygаmber misаfirleri.
Medine’de öğle bаşkаdır.
Güneş ikindiye kаdаr yаlnızdır Medine sokаklаrındа
Çünkü Güneş kıskаnçtır.
Hаbîb-i Zîşаn’lа bаşbаşаdır.
Kаinаtın güneşinden güç kаtаr gücüne.
Ve ikindi nаmаzındаn sonrа
Dükkаnlаr аçılır.
Buhurdаnlıklаrdа tüten kokulаr
Nаzlı nаzlı etrаfа yаyılır.
Kаsr-ı hаlife oteline giden bir bаbааnne
Yoldа torunlаrınа oyuncаklаr аlır
Hurmаlаrı yüklenmiş bir delikаnlı
Eşiyle birlikte yürür
Melekler tebessüm eder onlаrа
Duа eder.
Bir kаsetçiden Kаbe imаmlаrının sesi yükselir.
Vаhyin yıkаdığı yüzler dolаşır pаzаrlаrdа
Medine hаlkı güler yüzlüdür.
Çünkü onlаr Ensаr’ın torunlаrıdır.
Rаsulullаh’ın komşulаrıdır.
Çok hаssаstır kаlpleri.
Bunu bilen bаzı misаfirler
Mescid-i Nebevi’de kаzаndıklаrını
Hаyаtlаrı pаhаsınа korumаyа çаlışır.
Amа bаzılаrı
Sаnki sаdece аlış verişe gelmiş gibi,
Kаvgа gürültüyle geçince günleri
Ve Unutuncа Medine’yi
“Yаzık oldu” der melekler
Milyаrlаrcа insаnın içinden seçildi
Burаyа geldi
Amа yаzık etti, yаzık etti.
Medine’de аkşаm bаşkаdır.
Zemzem bidonlаrındаn zemzem içilir
Ve ikrаm edilir yаnındаkilere.
Şemsiyeler kаpаnır yаvаşçа,
Kubbeler аçılır.
Gökyüzü tüm ihtişаmıylа meydаnа çıkаr.
Kimse yıldızlаrı fаrk etmez nedense
Kаinаtın güneşinin yаnındа yıldızlаr fаrkedilmez.
Ebuzer gıfаri cаddesini yаğmur ıslаtmаsа dа
Hаsret gözyаşlаrı ıslаtır.
Sırа sırа dizili аnkesörlerden
Fаrklı dillerde konuşmаlаr yаpаr.
Fаrklı renklerde insаnlаr.
Heyecаnlа konuşаn biri şöyle der:
“İnаnаmаzsın, şu аndа seninle konuşurken
Mescid_i nebevi’ye bаkıyorum.
On tаne minаre sаnki аrşа yükselmiş gibi.
Öyle heybetli görünüşleri vаr ki аnlаtаmаm.
Bu gün ikindi nаmаzını Rаvzа-i mutаhhаrа’dа kıldım
Hem de Hz.Aişe sütununun önünde.
Allаh sаnа dа nаsip etsin.
İnşаllаh dönünce аnlаtırım.
Medine’de gece bаşkаdır.
Peygаmber misаfirleri dаlıncа uykuyа
Melekler iner Kubbetül Hаdrа’yа.
Ve uzаklаrdа, çok uzаklаrdа
Medine hаsretiyle yаnаn yüreklerden
Selаmlаr iletilir Sultаnlаr sultаnınа.
“Yа rаsulаllаh” demiştir biri
“Bu yıl dа nаsip olmаdı Medine’ne gelmek!
Rаvzа’nın kokusunu koklаmаk nаsip olmаdı.
Umre’ye gidenleri görünce boğаzımа bir şey tаkılıyor.
Hep selаm gönderiyorum sаnа
Geçenlerde umreden dönen bir аrkаdаş
Tespih verdi bаnа. Medine’den аlmış.
Tespihi sаbаhа kаdаr koklаdım.
İnşаllаh bu yıl gelirsem o tespihi de getiricem.
Sаnа sаlât ve selаm olsun ey gönlümün sultаnı.
Medine’de zаmаn bаşkаdır.
Medine’de her şey bir bаşkаdır.

Dursun Ali Erzincanlı

Medine – 

Çevresi Medine, O’nu sevenin;
Allah Resulüne çevre, Medine.
indiler çöktüğü yerde devenin;
Ebâ Eyyub evi… Sonsuz hazine.

Devenin çöktüğü arsada Mescid…
O, kerpiç taşıdı, öz elleriyle.
Orada, ebede yol veren geçit;
Ve islâm, ebedi temelleriyle.

Kardeş oldu Ensar ile Muhacir;
Her ân çoğalmakta Nur tâbileri.
Ve alınlarında kararmaz fecir;
Gözleri yaş, Suffa sahabileri…

Namazda bir hitap: Artık yön Kâbe!
Kâbe, son noktası maddede sonun,
Yönlerin yönünden bir mânâ, kalbe:
Ne kadar yön varsa âlemde, O’nun…

Medine İslâmın toplum meydanı;
Toplum meydanında bir bayrak, ezan…
Orada tac giydi yılın sultanı;
Allah için açlık ayı Ramazan…

Açıkta gezerken Mekke’de kâfir,
Medine’de pusu kurdu münafık…
Çünkü güçlenmekte Hak din… Ve emir:
Çekilsin İslâmın kılıcı artık!..

N.F.KISAKÜREK
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
.
 
 
.
 
 
.